17 Kasım 2017 Cuma

GÖKSEL DİNLERİN VE EZOTERİK ÖĞRETİNİN DOĞDUĞU TOPRAK: TÜRKİYE - 1





Araştırma Dizisi


Paganizm latince paganus sözcüğünden gelen köye ait manasındadır. Hrıstiyanlık, Roma İmparatorluğu'nun kabulüyle şehirlerde daha hızlı yayılmaya başlayınca eski dinlerini sürdüren köylüler paganus olarak tanımlanmıştır.Günümüzde ise paganizm doğa tabanlı eski inançları anlatmak için kullanılır. Araştırmacılar pagan düşüncesinin evrimini üç bölümde incelemektedirler.
Paleo Paganizm, Roma'ya kadar yaşayan inançları içermektedir. Mezo Paganizm, Rönesans'tan 19. yüzyıla kadar eski inançların canlandırılmasına dayanır ve ezoterik örgütleride dahil eder. Neo paganizm ise eski paganların yolunun günümüzde takip edilmesidir. Gerçi bu takip belki çok az kişinin yaşam tarzları haline gelmiştir. Doğa ile bütünleşme ve kendine yettiği kadar tüketme felsefesi ultra kapitalist sistemle bağdaşamayacak bir durumdur. Öyleyse günümüzde önemli şehirleri ve merkezleri donatan pagan heykelleri, pagan öğretileri ve ezoterizmle harmanlanmış topluluklar neo paganizmden ziyade New Age İnanç sistemi yaratabilmenin araçlarıdır.

Pagan, Dünya'da ve Evren'de olan her formun tanrısallığın kutsal bir tezahürü olduğuna buna saygı duyulması gerektiğine inanır. İnsan için dünyanın nesneleri kutsallığın tezahürü olduğuna göre yaptığı eylemlerde kutsal ile uyumludur tezahürün tekrarıdır. Bu tekrar kendini en çok yerleşim ve ritüel yerlerinde göstermektedir. Eski yerleşim yerlerinin seçiminde yaşamsal kaygılar olduğu kadar kutsal olan ile bağlantıda önemli rol oynamıştır. Bu sebeple nehir kenarında, elverişli bir coğrafik yapıda yaşamsal kaygılarla kurulan şehrin, şehirdeki sembol merkezin /tapınak gibi/ kutsallaştırılması mümkündür ve bu sosyal psikolojiye dayanır.

Tanrı figürleri birçok kültürde var olmasına rağmen Neolitik dönem sonuna kadar Tanrıça fifürleri kadar yaygın olmamış ama Anadolu'da ikiz figürler Tanrı Tanrıça figürleri çoğalmıştır. Mezopotamya ve Anadolu mitlerinde ortaya çıkan Ana Tanrıça'ya eşlil eden Dumuzi, Tammuz, Attis, Adonis gibileri Tanrı gigürlerinin gelişmişleridir.
Mısır ve Mezopotamya ile birlikte özellikle Anadolu'dan başlayarak hakim olan tanrı kültleri zamanla şehir tanrılarına dönüşmüştür. Ayrıca bu coğrafyada daha çok göksel tanrı figürleri baskın olmuştur. Anadolu pagan öğreti, medeniyet ve tapınakların merkezi konumunda olan diyarların en önemlilerinden olduğundan üzerinde durulması gerekiyor. Hem canlandırılması tasarlanan New Age İnanç akımları gereğince pagan diyarlarına atıfta bulunulmasından kaynaklanıyor. Irak işgal edildiğinde ve Suriye iç savaşa sürüklendiğinde tarih öncesi dönemlere ait önemli bulgular askeri uçaklarla kaçırılmıştı.
Hem de bunu şu şekilde yorumlayabiliriz. İnsanın doğduğu dönemle ölmeye yaklaştığı dönem oldukça benzerdir, yardıma muhtaç, hassas, iradesine hakim olamayan. Toplumsal bakımdanda toplumların doğmaya başladığı coğrafyalar ile son bulmaya başlayacağı coğrafyalarda benzerlik gösterecektir. O halde paganik dönemlerin yıldızları Mezopotamya olduğu kadar Anadolu'nun da yeni çağ, yeni savaş ve kaotik düzen ve son bulmanın ya da yeni dönemin yeni sistemin yaşanacağı hinterlandlardır.

Anadolu yani Küçük Asya denilen bölge yüzyıllar boyunca, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu bölge, Asya kıtasının en batısında Ege, Karadeniz ve Akdeniz arasında kalan bir yarım adadır.Daha açık bir şekilde; kuzeyde Karadeniz, güneyde Akdeniz, batıda Ege Denizi ve kuzeybatıda Marmara Denizi’nin çevrelediği bir alandır. Günümüzde ise Türkiye’nin Asya kıtasında yer alan kısmına, Anadolu adı verilmektedir. Anadolu’nun konumu sebebiyle tarih boyunca, birçok medeniyet burada yaşam alanı bulmuştur.
Anadolu’nun jeopolitik konumu farklı uygarlıkların yaşamasına olanak sağlamıştır. Verimli toprakları tarım yapmaya ve hayvancılığa elverişli iken, olumlu iklim şartları da insan yaşamı için ideal olmuştur. Ayrıca önemli ticaret yolları üzerinde bulunması sebebiyle de, çok sayıda kültürü tanımış ve etkisinde kalmıştır. Bu yüzden de Anadolu için “medeniyetler beşiği” ifadesi kullanılır. O dönemde yaşanan gelişmeler, adetler, gelenek ve görenekler bugün bile bizlere yansıtılmıştır. Biz bu zengin kültürü yaşayan en şanslı kişileriz belki de. Çünkü bu coğrafyada yaşıyoruz, dahası bu toprakların ev sahibi konumundayız. Anadolu her zaman Türklerin anayurdu olmuştur.
Anadolu’da tarih boyunca çok sayıda uygarlığın doğduğundan bahsettik. Bu uygarlıkların geneli krallıkla yönetilmekteydi. Çok tanrılı dine inanan Anadolu medeniyetlerinde halk; tüccarlar, köylüler, köleler ve asiller olarak sınıflandırılmıştı. Anadolu’da kurulan medeniyetler arasında; Hattiler, Hititler, Frigler, İyonlar, Lidyalılar, Urartular, Sümerler, Akadlar, Babiller, Asurlular, Persler, Bizanslılar, Romalılar, İskender İmparatorluğu ve Türkler bulunmaktadır.
Yani düpedüz kutsal metinlerde atıfta bulunulan uygarlıkların en önemlileriydi.


Tapınaklar


Hellenistik Dönemde Arkaik Çağdan bilinen Ephesos Artemis ve Didyma Apollon gibi büyük dipterosların inşası sürerken yeni tapınaklar da yapılmaktadır. Dor ve Ion düzenleri İÖ.4.yüzyıldan Hellenistiğe gelişmekte ve Ion düzeni içinde Korinth başlıkların belirlediği yeni bir düzen yaygınlaşmaktadır.
Dor düzeni Hellenistik Dönemdeki Anadolu tapınaklarında önem kazanmıştır. Arkaik Dor öğelere oranla Hellenistik öğeler daha yüksek ve ince biçimler almıştır. Sütunlar ince ve uzun , boşluklar daha küçük ölçüdedir. En önemli ayırım sütun eksenleri arasındaki triglif ve metop sayısının artmasında görülür.
Prostylos ve peripteros planlı Dor tapınaklarından Bergama yakınında Mamurtkale ve Troia’daki Athena Tapınakları korunmuştur. Kentin tanrıçası Athena Nikephoros için Bergama Akroplis terasında İÖ.3.yüzyıl başlarında inşa edilen tapınakta da Dor düzeni uygulanmıştır.
Hellenistik Dönem tapınakları içinde Didyma’dan başka Klaros’taki Apollon Tapınağı da kehanet merkezi olarak ün kazanmıştır. Aynı zamanda Klaros Artemisi’nin de kutsandığı Dor düzenindeki peipterosun inşası bütün büyük tapınaklarda olduğu gibi Roma Çağı içlerine kadar sürmüştür.Bergama Yukarı Agorada prostylos plandaki tapınağı ise Ion kaide ve sütun gövdesi üzerinde Dor başlıklar ve triglif frizi Ion ve Dor düzenlerinin uyumlu karışımından dolayı ilgi çeker.
Ion düzenindeki tapınaklardan Sardes Artemis Tapınağı çeşitli zamanlarda inşa edilmiş olup planı bir defada tasarlanmış değildi.
Ion düzeni Priene Athena Polias Tapınağında Klasik örneğe ulaştıktan sonra Hellenistik Dönemde architrav üzerine figürlü bir friz şeridinin yerleşmesiyle mimar Hermogenes’in tapınaklarında gelişimini sürdürmüştür.
Korinth düzenindeki tapınaklarda belirleyici özellik sütun başlıkları olmuştur. Akhantus başlıkları ile bezenmiş başlıklar , İÖ.5.yüzyıldan sonraki dönemlerde görülür. En eski örnek Bassai Apollon Tapınağında bulunmuştur. Önceleri yapıların içinde kullanılan bu tür başlıklar Helenistik Dönemde yapıların dışında uygulanmışlar ve dört yandan da aynı görünümde olmalarından dolayı , giderek Ion düzeni içinde iki cepheli Ion başlıklarının yerini almışlardır.
Anadolu’da Korinth Düzeni tapınakların en eskilerinden biri Kilikia’da antik Olba kentindeki Zeus Tapınağı İÖ.3.yüzyıla tarihlenir.İÖ.2.yüzyılda Lagina Hekate Tapınağı ve daha sonra Roma Dönemi tapınaklarının birçoğu Korinth Düzeninde inşa edilmiştir.

MAGNESİA ARTEMİS TAPINAĞI
Hellenistik Dönemde Anadolu’da inşa edilmiş Ion düzeni tapınaklardan Magnesia Artemis Leokofryene’ye adanmış büyük pseudo dipteros mimar Hermogenes proporsion bilgisini uyguladığı bir yapıdır.
Sütun alt çapının , sütunlar arsı genişlikle orantılı değerlendirildiği tapınak planında Hermogenes yeni bir ilke ortaya koymakta , dışarıdan dipteros görünümündeki pseudo dipteros planda sütun ve duvar eksenleri çakışmaktadır. Hermogenes mimari görüşlerini bir kitapta toplamıştı. Vitrivius’un mimarlık üzerine yazdığı kitabın kaynakları arasında Hermogenes önemli bir yer tutar ve onun fikirlerinden büyük ölçüde yararlanmıştır.
Artemis Tapınağı 41x67m ölçüsündedir. 8×15 sütunlu olup 9 basamaklı krepidoma üzerinde yükselir. Yapı ana tanrıça tapınakları geleneğine uygun olarak , ilk ayın doğduğu batıya yönelmiştir. Vitrivius tapınağın Anadolu’daki yapılar içinde büyüklük bakımından üçüncü geldiğini belirtmiştir , fakat araştırmalar Didyma , Efes , Sardes Tapınaklarından sonra dördüncü geldiğini ortaya koymuştur.
Hermogenes tapınağın saçaklığına , architrav ile diş kesimi arasına 82cm yüksekliğinde bir friz yerleştirilmiştir. Tapınağı dört yandan çevreleyen yaklaşık 175cm uzunluktaki bu frizin üzerinde “Yunan-Amazon Savaşı” , bir örnek sahnelerle sürüp gider. Savaşan Yunanlı ve Amazon sayısı eşittir. İkişer kişiden oluşan gruplar büyük yer tutar. Savaşı kimin kazandığı belli değildir. Kompozisyonun bütünü beli bir ölçü içinde , bir örnek grupların sıralanması ile kurulmuştur. Önemli olan frizin tümündeki gölge-ışık zıtlığı ile plastik , bezeyici bir mimari öğenin yapının saçaklığına yerleşmesidir. Hermogenes ile birlikte figürlü friz yapının dışında ve architravın üstünde kurala bağlanarak kullanılmaktadır.
Alınlık üçgeninde epifani için açılmış kapılar vardır. Tapınağın önünde kurban töreni ile ilgili eskiye tarihlenen sunak tapınağın İÖ.2.yüzyılın 2. Yarısında yapıldığını belirtmekte , ayrıca Hermogenes’in yaşadığı zaman için ipucu vermektedir.


APOLLON TAPINAĞI

Efsaneye göre, Tanrı Apollon bir gün Didyma yöresinde çobanlık yapan Brankhos'a rastlar. Onun saf ruhundan ve nazik yaklaşımından çok hoşlanan Apollon, ona biliciliğin (yani kehanetin) sırlarını öğretir. Öğrendiği tanrısal sırları insanlara aktarma amacındaki çoban Brankhos, bugünkü Apollon Tapınağı'nın bulunduğu yerdeki defne ormanı ve su kaynağının hemen yakınına tanrısı Apollon adına ilk tapınağı kurar.

Zaman içinde Brankhos soyundan gelenler 'Brankhidler' olarak anılmıştır. Bu soydan gelenler çok uzun yıllar boyunca Apollon Tapınağı'nın yöneticiliğini yapmışlardır. Bundan dolayı 'Didyma' asırlar boyu; 'Brankhidai', yani Brankhidler Ülkesi adıyla da anılmıştır.

Kazıbilimcilerin Ege'deki cennetlerinden biri olan Apollon Tapınağı, Apollo'nun kız kardeşinin adına yapılan Efes'teki Artemis Tapınağı'nın bir benzeri olarak inşa edilmek istenmişti. Sonuçta onlar ikiz kardeşti ve tapınakları da birbirinin aynısı olmalıydı. Eğer antik çağ mimarları bu amaçlarına ulaşabilmiş olsalardı, günümüzde belki de aralarında Didim'deki Apollon Tapınağı'nın da yer alacağı Dünyanın 8 Harikası'ndan bahsediliyor olacaktı

Rivayet o ki; Apollon bir karşılaşmaları esnasında Aşk Tanrısı Eros’la dalga geçmiş. Eros da intikamını almak için iki ok yapmış. Bu oklardan biri aşka diğeri ise aşktan kaçmaya davet ediyormuş. Oklardan birini Apollon’a, diğerini ise Daphne’ye atmış. Apollon sonsuz bir aşkla Daphne’ye bağlanırken, Daphne ise bu aşka karşılık vermemiş. Apollon, çok peşinden koştuğu Daphne ile bir gün ormanda karşılaşmış. Ondan kaçan Daphne’nin bir süre sonra gücü tükenmiş. Apollon’a teslim olmamak için tanrılara yalvarmış. Doğa Tanrısı, yalvarışlarına kulak vermiş ve onu oracıkta bir defne ağacına dönüştürmüş. Apollon’un başındaki defne yapraklı tacı da bu aşkı simgelermiş.
Tapınakta ziyaretçileri karşılayan ev sahibi ise Medusa. Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgon'dan biriymiş. Canavar ama o güzelliğiyle herkesi kendine hayran bırakan bir ölümlüymüş. Athena’nın tapınağında yaşayan Medusa’ya, Athena’nın sevgilisi Denizler Tanrısı Poseidon âşık olmuş. Bir gün tapınakta ona zorla sahip olmuş. Bunu öğrenen Athena da Medusa’yı biri ifrite çevirmiş, saçlarını yılana dönüştürmüş ve gözlerine her baktığını taşa çeviren laneti yüklemiş. Bununla da kalmayıp Medusa'yı Zeus’un oğluna öldürtmüş. Zeus’un oğlu, Medusa’nın kafasını kılıçla kestiğinde, Poseidon'la birlikte olduğu gece hamile kalan Medusa'nın cansız bedeninden ikizleri Chrysaor ve beyaz at Pegasus yükselmiş.
Baktığını taşa çeviren özelliği nedeniyle, antik dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak için Medusa'nın kabartma ve resimleri kullanılırmış. Apollon Tapınağı'nda da Medusa'nın heykeline yer verilmek istenmiş ancak tapınak gibi bu heykel de bitirilmemiş.




TEOS DIONYSOS TAPINAĞI
Teos’taki Dionysos Tapınağı kaynaklarda Hermogenes’in inşa ettiği diğer bir yapı olarak geçer. Yerleşmenin merkezinde trapez biçimli ve portikler ile çevrili bir alanın ortasında yer alan yapı 6×11 sütunlu ve peripteros planlıdır. Hermogenes yapısında kurallı bir yer kazanan kabartma figürlü frizinde Dionysos’un Thiasos’u seçilmiştir. İzmir Arkeoloji Müzesindeki kabartmalarda Satyr , menad ve kentauroslar ikili gruplar halinde birbirleri arkasına sıralanırlar. Dişi kentaurosların da yer aldığı kabartmalarda figürler ellerinde içki kapları tutmakta ve çeşitli müzik aletleri çalmaktadırlar. Şarap tanrısının bayramına Musalar da katılmıştır. Elinde asa tutan ve yarı uzanmış Dionysos , frizin anlamını tamamlar. Figürlerin bacaklarındaki kısaltma , kabartmaların yüksekte durması ile ilgili olup perspektif görünüşe uygundur. Ayrıca gölge-ışık zıtlıkları ile Magnesia Artemis Tapınağı Amazonamachi frizi gibi bezeyici ile vurgulanmıştır. Kabartmalar İÖ.2.yüzyılın 2. yarısına , 135’lere tarihlenir.

LAGINA HEKATE TAPINAĞI
Stratonikeia tapınaklarından biri olan Lagina Hekate Tapınağı , Magnesia’daki Artemis Tapınağı ile çağdaş ve Hermogenes özelliklerine sahiptir. Korinth düzenindeki başlıkları ile , kentin dışında bir kutsal alan içinde inşa edilmiştir.
5 basamaklı krepidoma üzerinde 8×11 sütunlu ve pseudo dipteros plandaki yapı Apollon Tapınağı ile benzerdir. Ancak pronaos önünde bir sütun dizisinin eklenmesiyle anıtsal görünüş vurgulanmıştır. Tapınağın friz kabartmaları İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Günümüze kalan levhalar , dört yanda ayrı konuların işlenmiş olduğunu belirler.
Doğuda doğum sahnesi anlatılmıştır. Hekatenin ya da Zeus’un doğumu olarak tanımlanan bu sahnedeki diğer kişiler de Zeus ve Demeter ya da Kronos ve Rhea olarak adlandırılabilir. Kuretler gürültü yaparak doğumun duyulmasını engelliyorlar. Hekatenin mitolojide doğum tanrıçası olarak da yeri vardır. Kundağa sarılı çocuğu ya da taşı tutan figür tanrıçanın kendisidir. Frizin bu yanındaki diğer levhalarda tanrılar ve kahramanlardan başka kaynak Nympheleri , orman ve ırmak tanrıları , birçok akarsu ve dağlarla Karia ülkesini tanımlıyordu.
Kuzeydeki kabartmalarda iki ülke arasındaki anlaşmanın yapıldığı bir olay sahnelenmiştir. Bu yere ait en önemli sayılan bir levha üzerinde bir savaşçı ve bir amazon karşılıklı durmakta ve birbirlerine bakmaktadırlar. Amazonun arkasında başındaki kalathosu ile Hekate durur. Bu figür tüm ayrıntılar ile Stratonikeia sikkeleri üzerindeki Hekate kabartmasına uymaktadır. Sikkelerde tanrıçanın sol elinde meşale vardır. Friz kabartmasında da elin biçiminden bu atribüyü tuttuğu anlaşılır. Hem sikkelerdeki hem de friz kabartmasındaki Hekate figüründe olasılıkla Hekate tapınağındaki kült heykeli örnek alınmıştı.
Bu levhanın kuzey frizinin ortasında durduğu düşünülmelidir. Yanlarda dizilen diğer levhalarda ise kadın ve erkeklerden oluşan gruplar yer alır. Bunlar kişileştirilmiş ülke , ırmak , diğer figürler ve kentleri temsil eden silahlı figürlerdir. Diğer bir grupta “Olympos Tanrıları” toplanmışlar , ayrıca doğumla ilgili bir adak hayvanı olan boğa kurbanı yapılmaktadır.
Batı friz kabartmalarında tanrılarla gigantların yaptıkları savaş , Gigantomachi konusu işlenmiştir. Savaşa katılan tanrılar atribüleri ile tanınabilmektedir. Kanatlı ayakları ile Hermes Sopası ile Herakles , Poseidon ve Hekate , Apollon ve Artemis , diğer tanrılar Zeus , Hera Aphrodite , Ares , Hephaistos gigantlar ile savaşırlar. Gigantların adları da bilinir , örneğin Zeus ile Typhon , Apollon ile Ephialtes savaşmaktadır. Eğer batı frizin bütün levhaları bulunsaydı olasılıkla 25 tanrı ve 27 gigant figürü yer alacaktı. Bu frize ait ancak 6 levha ele geçmiştir. Lagina Hekate Tapınağı’nın batı frizinde Bergama Sunağındaki Gigantomachi kabartmalarını göz önünde tutmak gerekir. Başlıca motifler oradan alınmakla birlikte ayrıntılarda farklıdır.
Güneydeki friz kabartmalarında yerli tanrılar ve kahramanlar yer almış olmalıdır. Stratonikeia’nın en yüksek tanrıları özellikle Hekate bu friz üzerinde bulunmalıydı. Taht üstünde oturan tanrı önde gelenlerden biri olmaktadır.
Lagina Hekate Tapınağındaki figürlü friz Hellenistik Dönemin son temsilcisi gibi görünmektedir. Bundan böyle tapınak frizlerinde figürler kaybolarak yerlerini kıvrık dal ve yaprak motiflerine bırakacaktır.

Bugün dünyada anılan, bilimkurgu fantastik filmlerde isimleri çokça geçen, heykelleri yapılan ve insanlığın kadim esas dini kaynağı olarak gösterilecek olup bu kaynağın önemli figürleri durumunda bulunan mitolojik tasvirlerin Anadolu Tapınakları ile iç içe olduğu açıktır ve yeni düzen Türkiye olmadan kurulamayacaktır.

Paganizmin tasarlanarak ezoterik örgütlere kaynak olması ise çok sık karşılaşılan bir durumdur.İlk Kez 1921'de Ley Hatları kavramı ortaya atılmış yeni uygarlıkların ve yeni uygarlıklara ait mabed ve diğer yapıların bu hatlar üzerinde kurulduğu görüşü hakimdi. Ancak Druidlerin yaşadıkları bölgede pil malzemeleri bulunduktan sonra bu teori güncellendi ve bu hat çizgisinin enerji kaynağı olduğu iddiası geliştirildi. Artık Gül ve Haç örgütünden Tapınak Şovalyelerine kadar masonik ezoterik yapılanmalar bu hat güzergahında kazı çalışmaları, mabed inşaları ve ayinsel faaliyetlerde bulunacaklardır.
Keşfedilen hatların bir üçgen çizdiği belirlenmiş ve üçgenin tepe noktası Mısır'da yer alırken sağ yanı altında Kutsal Emanetlerinde yer aldığı Nemrut'ta bulunurken sol köşesi ise Truva'yı göstermektedir.  Bu noktada düşünmek gerekiyor zira Türkiye'nin ezoterik örgütlerce keşfedilen fakat istihbarat birimlerince bile bilinmeyen bir hususu barındırdığı açıktır. Öncelikle Truva kelime kökeni olarak Üç Yer manasına geldiğinden Teslis'e atıf yapan bir tanıma sahiptir. Ancak mesele bu kadar sınırlı değildir. Çünkü Truva yıkıldıktan sonra göçler önce İtalya istikametine sonrasında ise Britanya'ya yönelmiş ve Truvalıların torunları bugünki Londra'yı var etmişlerdir. İngiliz Kraliçesinin Baş Druid olduğu bir öğretide Londra Türkiye bağı Druidler ve Truva kültü üzerinden kurulmaktadır. Bugünki İngiltere ve İngiliz monarşisinin iz düşümleri Türkiye'de bulunduğundan Birinci Dünya Savaşı esnasında İngiliz Donanması'nın Truva/Çanakkale'yi hedef alması kendileri açısından oldukça tutarlıydı. 



Hrıstiyanlığın Doğduğu Topraklar

Hıristiyan din önderleri, Hıristiyanlıkla ilgili tartışmalı konuları aydınlatmak ve bir sonuca bağlamak için, tartışılacak konunun önemi ve ilgilendirdiği bölge oranında büyük toplantılar düzenlemişlerdir. Bu toplantılara "Konsey" ya da "Konsil" adı verilmektedir.
Tartışılacak konu, bütün Hıristiyanları ilgilendiriyorsa, "Genel Konsil" yapılarak, bütün önemli kilise önderleri davet edilir. Eğer tartışılacak konu, sadece bir bölgenin Hıristiyanlarını ilgilendiriyorsa, o bölgenin kilise önderlerinin katılacağı bir "Bölgesel Konsil" düzenlenir ve sorun tartışılır. Genel Konsiller aynı zamanda Ekümenik Konsiller hüviyetindedir. Antik Çağ Genel Konsillerinin tamamı bugünki Türkiye sınırları içerisinde düzenlenmiştir:

I. İznik Konsili (M. S. 325) :Bu konsil, büyük Konstantin tarafından Arius'a karşı toplanmıştır. Bu dönemde Papa I. Silvestre'dir. Bu konsil 20 Mayıs'tan 25 Temmuz 325'e kadar devam etmiştir. İznik Sembolü, Baba (Peder) ile Oğul (İbn) arasındaki tabiat eşitliğini (Homoousios) belirler. Ayrıca bu konsilde yirmi karar kabul edilmiştir.

I. İstanbul Konsili (M. S. 381): Bu konsil de İmparator I. Theodose tarafından Macedonius'a karşı toplanmıştır. Devrin Papası I. Damase'dir. Konsil toplantısı Mayıs'tan Temmuz 381'e kadar devam etmiştir. Konsil Babaları, Kutsal-Ruhun Tanrılığını kabul etmişler ve ayrıca dört karar oylamışlardır.

Efes Konsili (M.S. 431): Bu konsil ise, İmparator II. Theodose tarafından Nestorius'a karşı toplanmıştır. Devrin Papası I. Celestin'dir. 22 Haziran'dan 17 Temmuz 431'e kadar devam eden beş oturumda Konsil Babaları, Bakire Meryem'in Tanrısal Anneliğini belirlemişlerdir ve altı karar oylamışlardır.

Kadıköy Konsili (M.S. 451): Bu konsil de İmparator Marcien tarafından İskenderiye'li Dioscore'ye ve monofizitlere karşı toplanmıştır. Devrin Papası I. Büyük Leon'dur. 8 Ekim'den 1 Kasım 451'e kadar devam eden onyedi oturumda konsil Babaları, kurtarıcı bir tek şahsiyette iki tabiatı kabul etmişler ve yirmisekiz karar oylamışlardır.

II. İstanbul Konsili (M.S. 553) : Bu konsil, İmparator I. Justinien tarafından toplanmıştır. Devrin Papası Vigile'dir. 5 Mayıs'tan 2 Haziran 553’a kadar devam eden sekiz oturumda Konsil Babaları Nestorien'lerin "Üç Bölümü" olan Theodore'un şahsiyeti ve eserlerini, Theodore'un, Aziz Cyrille ve Efes Konsiline karşı yazdığı yazılarını ve Urfa'lı İbas'ın Theodore'u savunan ve Cyrille'in itirazlarını reddeden mektubunu tel'in etmiştir.

III. İstanbul Konsili (M. S. 680): İmparator IV. Constantin tarafından toplanan konsil, Monothelism hareketini tel'in etmiştir. Devrin Papaları Agathon (678-681) ve II. Leon (862-683)'dur. Trullanum diye adlandırılan bu konsil 7 Kasım 680'den 16 Eylül 681'e kadar devam eden onaltı oturumda, İsa'da "Bir tek irade doktrini "ni ve Papa Honorius'u telin etmiştir.

II. İznik Konsili (M. S. 787): Bu konsil, İmparatoriçe İrene tarafından İkonoklast Harekete karşı toplanmıştır. 24 Eylül'den 23 Ekim 787'ye kadar devam eden sekiz oturumda konsil Babaları, Azizlerin resimlerine yapılan kültün meşruiyetini kabul etmişler ve yirmi karar oylamışlardır. Not: Bu ilk yedi büyük konsil, Katolik ve Ortodoks Kiliselerince "Genel Konsiller olarak" kabul edilmektedir.

IV. İstanbul Konsili (M. S. 869): İmparator I. Basile tarafından toplanan bu konsil, Photius'u aforoz etmek için toplanmıştır. Devrin Papası II. Hadrien'dir. 5 Ekim 869'dan 28 Şubat 870'e kadar devam eden on oturumda konsil Babaları, Photius'u aforoz etmişler ve yirmiyedi karar oylamışlardır. Ortodoks'lar tarafından "Birleşme Konsili " adı verilen bir başka konsil ise, yine İmparator I. Basile tarafından toplanmış 879 Kasım'ından 13 Mart 880'e kadar devam etmiştir. Bu konsil, yedi oturumda 869-870 Konsilinin kararını bozmuş ve yeniden Photius'a saygınlık kazandırmıştır. Papa VIII. Jean da Photius'un yeniden itibar kazanmasını kabul etmiştir. Fakat her iki konsil de Ortodoks Kiliselerince "Genel konsiller" olarak kabul edilmemiştir.



Bir anlamda Hırıstiyanlığın güncel imanı esaslarının temelleri Türkiye sınırları içerisinde atılmıştır.

Protestan ve evanjelisler bakımından Türkiye'nin önemi: Katolikliğin, Doğu Kilisesi ile 1054 yılında ayrılmasını izleyen asırlarda katoliklik yine bir buhran yaşadı ve bu sefer Martin Luther protestan akımını başlatmıştı. Protestanlığın uç ve tutucu kolunu oluşturan evanjelisler için ise dört kanonik İncil'den Yuhanna İncil'indeki kıyameti anlatan bölümü ise oldukça önemlidir. Yuhanna, İsa'nın öğretisini mistik bir şekilde anlatmasından dolayı genelde ezoterik örgütlerinde sembolü olmuştur. Yuhanna Patmos Adası'ndayken inanışa göre Tanrı ona görünmüş ve ondan gördüklerini, o anda olanları ve daha sonra olacakları yazmasını istemiştir. Buraya kadar hrıstiyan teolojisiyle alakalı olan gelişme bundan sonra Türkiye'yi ilgilendiren mahiyettedir. Çünkü, Tanrı, Yuhanna'nın yazdıklarını isimlerini sıraladığı yedi kiliseye göndermesini istemiştir. İşte bu yedi kilise bugünki Türkiye sınırları içerisinde yer almaktadır. Yedi kiliseyi anmadan evvel Yuhanna meselesi üzerinde durmamız gerekiyor. İsa Peygamber çarmıha gerildikten sonra son dakikalarını yaşarken ayağının dibinde Havarilerinden John ve Yuhanna bulunur. Yuhanna, İsa Peygamberin annesi Meryem Ana ve Azize Mary Magdalena'yı son anda orada bulunsunlar diye getirmiştir. İşte o anda, İsa başını çevirir ve Yuhanna'ya annesini göstererek ''İşte senin annen'' ve sonra da annesine ''işte senin oğlun'' der. O andan başlayrak Yuhanna, İsa Peygamber'in emrini benimser, Meryem Ana'yı, Mary Magdalena'yı yanına alarak tehlikeli hale gelmiş Kudüs'ten çıkarlar ve Kıbrıs üzerinden Anadolu'ya geçerler. O dönemde oldukça önemli bir ticaret kenti olan kozmopolit yapıdaki Efes'e gelirler ve Bülbül Dağı'na yerleşirler. İşte Hrıstiyanlar özellikle evanjelik itikatta olanlar için çok önemli bir şahsiyet olan Yuhanna'nın bazilikası Efes'te bulunmaktadır. Bu bilgiden sonra yedi kilisenin özelliklerine ve yedi kilisenin hangileri olduklarına değinebiliriz. Söz konusu yedi kilise Anadolu'nun Asya ilinde kurulmuş yedi topluluktur ve Rab tarafından melekler olarak görülmektedir.

Efes Kilisesi: İlk sevgisini yitiren kilisedir.
İzmir Kilisesi: Baskı gören kilisedir.
Bergama Kilisesi: Dünya ile uzlaşmıştır.
Akhisar Kilisesi: Örfe bağlıdır.
Salihli Kilisesi: Uyanıp uykuya dalmıştır.
Alaşehir Kilisesi: Ruhsal uyanışı anlatır.
Pamukkale Kilisesi: İmandan dönmüştür.

Görüldüğü gibi hrıstiyanlığın hac merkezleri Türkiye sınırlarında yer almaktadır. Ayrıca yedi kilisenin geçirdiği ruhsal evrelerin İsrailoğullarının geçirdiği evrelere paralel olduğuna inanılmaktadır.

Türkiye'nin yıllar evvel başlattığı GAP projeside evanjelik literatürde bazı otoritelerce Armagedon yani Kıyamet Savaşının unsurlarından görülmüştür. Yoruma göre GAP tamamlandığında doğudan gelecek milyonlarca asker GAP'ın kuruttuğu Fırat Nehri Yatağından geçeceklerler ve Armagedon başlayacaktır. İnanışta Armagedon'dan önce yedi melek yedi bela tası taşımaktadır ve altıncı melek tası Fırat'a boşaltacak Fırat Nehri kuruyacaktır. Hulasa Protestan Kilisesi yetkililerinin belirttikleri görüşler aslında iman ettikleri kutsal kitaplarından referans almaktadır.
İncil'de geçen hadiselerden biri de Nuh Tufanı'dır. Yaradılış Bölüm 7'de anlatıldığına göre :

RAB Nuh’a, “Bütün ailenle birlikte gemiye bin” dedi, “Çünkü bu kuşak içinde yalnız seni doğru buldum.2-3Yeryüzünde soyları tükenmesin diye, yanına temiz sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift, kirli sayılan hayvanlardan birer çift, kuşlardan yedişer çift al.4Çünkü yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım. Yarattığım her canlıyı yeryüzünden silip atacağım.”5Nuh RAB’bin bütün buyruklarını yerine getirdi.
6Yeryüzünde tufan koptuğunda Nuh altı yüz yaşındaydı.7Nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufandan kurtulmak için hep birlikte gemiye bindiler.8-9Tanrı’nın Nuh’a buyurduğu gibi temiz ve kirli sayılan her tür hayvan, kuş ve sürüngenden erkek ve dişi olmak üzere birer çift Nuh’a gelip gemiye bindiler.10Yedi gün sonra tufan koptu.
11Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının on yedinci günü enginlerin bütün kaynakları fışkırdı, göklerin kapakları açıldı.12Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı.
13Nuh, oğulları Sam, Ham, Yafet, Nuh’un karısıyla üç gelini tam o gün gemiye bindiler.14Onlarla birlikte her tür hayvan –evcil hayvanların, sürüngenlerin, kuşların, uçan yaratıkların her türü– gemiye bindi.15Soluk alan her tür canlı çifter çifter Nuh’un yanına gelip gemiye bindi.16Gemiye giren hayvanlar Tanrı’nın Nuh’a buyurduğu gibi erkek ve dişiydi. RAB Nuh’un ardından kapıyı kapadı.
17Tufan kırk gün sürdü. Çoğalan sular gemiyi yerden yukarı kaldırdı.18Sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; gemi suyun üzerinde yüzmeye başladı.19Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki bütün yüksek dağlar su altında kaldı.20Yükselen sular dağları on beş arşın aştı. 21-22Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü.23RAB insanlardan evcil hayvanlara, sürüngenlerden kuşlara dek bütün canlıları yok etti, yeryüzündeki her şey silinip gitti. Yalnız Nuh’la gemidekiler kaldı.
24Sular yüz elli gün boyunca yeryüzünü kapladı.

Evanjelislere göre Nuh'un Gemisi, İncil'de anlatılan hikayeden ibaret değildir. İncil olmasa bile beş bin yıldan fazla bir zaman evvel dünyada sel fırtına hadisesinin gerçekleştiğine dair pek çok kanıt vardır. Onlar Gemi'de olduklarına inandıkları Felsefe Taşı ile bir tür metal dönüştürücüde bulmayı düşünmektedirler. Nuh'un Gemisi için işaret ettikleri adresi ise Türkiye'de ki Ağrı Dağı'dır. İlahi projelerinin ayakları İsrail ve Ağrı'da bulunmaktadır. 2011 yılında Türk basınında da yer bulan habere göre Abd'li işadamı David Mcgivern Ağrı Dağı'nda önemli kanıtlar bulduklarını açıklamıştır.

''Evet İncil'de anlatıldığı gibi iki büyük parçayı bulduk. Ağrı Dağı'nın zirvesinde yüzeyin altında.''










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

YEDİNCİ SEZONU BEKLERKEN: BLACK MIRROR VE ALTINCI SEZON KRİTİĞİ

  Black Mirror’un izleyiciyi etkilemesinde rol oynayan temel nedenlerin başında hipere kaçmayan teknolojik ilerlemenin gündelik yaşantıya uy...