Dinler arası diyalog fitnesinin
günümüzdeki karşılığı İbrahimi Dinler tanımıydı. Buna
göre, kendisi Peygamber olan ve diğer peygamberlerin atası
konumunda bulunan İbrahim'e kitap verilmemiş olmasına karşın
Yaratıcı'nın emir ve buyruklarının tebliğ sorumluluğuna tabi
tutulmuştu. Tez, kitaplı semavi dinlerin kurucuları olan
peygamberlerin kan bağı olarak İbrahim'e, bu dinlerin ise içerik
olarak İbrahim'in tebliğ ettiği dine dayandığını
öngörmekteydi. Bir kişinin yaratıcıya imanı ve dinlerin ortak
değerlerinden oluşturulacak pratik ve evrensel bir din Yeni
Dünya'nın dini yani İbrahimi Din olacaktı.
Tek Din fikriyatı, İlluminantlığın
ve İlluminant aristokratlığının aracı olarak kurulan masonluğun
Tek Dünya projesiyle uyumluydu. Tek hükümet mevcutsa tek din
gereken inanç ihtiyacını karşılamak için yeterli olacaktı.
Günümüzde İbrahimi Dinler projesine inanmış insanların bir
kısmı iyi niyet ve samimiyetle bu tasarının elemanlarıda olsa,
Tek Din kavramı iddia edildiği gibi semavi bir anlam
taşımamaktaydı. Bu arada kitaplı dinlerin olduğu kadar, samimi
mitolojik tezlerinde semavi kapsamda değerlendirilmesini uygun
bulduk zira mitolojik ögeler tam manasıyla ''göksel'' olay ve
argümanlarla ilişkilidir.
Uygarlığın kökeninin dayandığı
kadim diyarlar arasında gösterilen Mısır'da Firavun IV.Amenofis,
Aşağı Mısır'da Tek Tanrılı Aton dinini var ettiğinde yerleşik
müesses nizamı kaybetmek istemeyen Amon rahipleri ve savunucuları
bu duruma savaş açtılar. Onlar çok tanrılıydı ve tanrılarının
en büyüğü konumunda ise Amon bulunmaktaydı. Her ne kadar
Amenofis yaşadığı süre içerisinde tek tanrı kavramından yana
duruşta gösterse ölümüyle beraber Aton ve müritleri hızla
tasfiye oldular. Aton dininin az sayıdaki rahipleri yer altındaki
mabedlere çekilerek dinlerini yaşadılar, yaşattılar ve dünyaya
hakim olacağı günü beklediler. Sonradan çeşitli kültürlerin
etkisiyle (özellikle cabirilik) Aton dini tek tanrı iddiasını
sürdürsede öz paganizmden saptı ve yapay paganizmin mamulü bir
tek tanrıya dönüştürüldü. Yunan medeniyetinde rol alan
filizofların Mısır mabedlerinde eğitimi bilindiğine göre
düşünürlerin eserlerinde işledikler tek tanrı fikri Aton'un
başkalaşım geçirmiş yapay paganist versiyonuydu. Yani bugün Tek
Tanrı kavramı böyle bir tarihsel gerçeği barınıdrmaktadır.
Modern siyasi manada ise Tek Tanrılı
Tek Dinin ön koşulu olan diyalog faaliyetleri katolik kilisesini
düştüğü buhrandan çıkartabilmek için tedbirler arayan Vatikan
ve dönemin papası 23. John'un ürünüydü. Bu papa hayatını
noktalayınca yerine geçen VI.Paul zamanında kavram giderek
kurumsallaştı ve Vatikan içerisinde Asya Dinleri, Hırıstiyanlık
Müslümanlık Masası gibi yapılanmalar meydana getirildi. Papa
Jean Paul'ün bir oldu bittiyle tasfiye edilmesi ile yerine getirilen
Papa II. Jean Paul zamanında ise Yahudilerede el uzatıldı ve 1985
yılında insanlığın kurtuluşu için Yahudi Hıristiyan işbirliği
temennisi açıklandı. Ayrıca Papa 1986'da Roma Sinagog'unu ziyaret
ederek tarihte ilk kez bu görevi yerine getirmişti.
Vatikan'ın bu çalışmaları diyalog
kavramının yalnızca bu katolik merkezler sınırlı kaldığını
göstermez. Yeni Atlantis olarak hayata geçirilen paganist masonik
devlet Abd'nin de bu projede yer aldığı diyalogçulara verdiği
destek ve himayeden bilinmektedir. Bu diyalogçulardan en etkinleri
olan Moon, Tahirül Kadri, Li Hongzi; Vatikan'da değil Abd'de
ağırlandı. Şu halde diyalog kavramı hususunda iki lobinin
egemenlik yarışının sürdüğü unutulmamalıdır.
Türkiye'de ki diyalog faaliyetlerini
ise 15 Temmuz 2016 askeri kalkışmasını yöneten Fetö
yürütmekteydi. Fakat bu yapının 2013 yılından itibaren legal
hükümeti tasfiyesine yönelik girişimleri halk nezdinde nefretle
karşılanmıştı. Fetö 2014 yılının Ocak ayında imza attığı
Mit tırları hadisesiyle silahlı bir örgüt olduğunu ilk kez
gösteriyor 2016 yılında ise bir askeri kalkışmayla Meclis'i
bombalayrak İşgal zamanında İngilizlerin bile yapmadığı
saldırıyı gerçekleştiriyordu.
Kalkışmanın bastırılması ile
Türkiye teolojik kulvarda da bir kazanım elde etti ve dinler arası
diyalog projesi açılmamak üzere kapatıldı. Fakat Gülen'in henüz
Türkiye'ye iade edilmemesi ve kanımızca iade edilmeyecek olması
diğer diyalogçuların halen Abd'de misafir edilmeleri bu projelerin
küresel ölçekte uygulanmak istendiğini göstermektedir.
Dinler arası diyalog kavramının
ülkelerdeki uygulayacıları illegalite ve silahla oldukça içli
dışlı olmuşlardır. Irak'ta Kesnizaniler ordu subaylarından
müridler devşirdikleri gibi, Pakistan'da Tahirül Kadri askeri
darbeyi desteklemiştir. Öyle ki Kadri yaptığı konuşmada
''Hükümeti tanımadığını ve yolsuzluk çetesi olduğunu
meclisin ise sirke döndüğünü'' belirtmişti. Bu zihniyetin iz
düşümü ise Türkiye'de Gülenistler tarafından uygulanmak
istenmiştir.
O halde buraya kadar ifade
ettiklerimizden şu sonuçları çıkartabiliriz;
Dinler arası diyalog tek din projesine
dayanmaktadır
Tek din olarak kastedilen yapay
paganist bir öğretidir
Yeni din yeni kurallar bu ise yeni
otoriteler belirleyecektir
Diyalogçular silahlı örgütlerdir
15 Temmuz'dan sonra Türkiye sayfası
kapatılan diyalog projesi tamamen Türkiye'nin aleyhinde olan bir
uygulamaydı. Lobilerin hazırladıkları bu projelere karşı
Türkiye kendi projesini var etmek zorundaydı. Buna göre Türkiye
Göksel Birlik / Teolojik Merkez stratejisini uygulamaya koymalıdır.
Türkiye'nin hiçbir dini inançla
sorunu bulunmamaktadır
Semavi dinler gibi doğal mitolojik
kavramlarda göksel tabiatlıdır. Doğal Paganizm, yapay paganizmin
anti tezidir
Kitaplı dinlerin ya da kadim medeniyetlere ait inançların yayıldıkları,
oluştukları, ya da kabuk değiştirdikleri topraklar bugün ki
Türkiye sınırları dahilidir.
Bu sebeplerle dinler arası diyalog
yalnızca insanlığı formatlamak için kullanılmayacak aynı
zamanda Türkiye'nin tarihi teolojik teostratejik ve kadim
potansiyelinide tamamen ortadan kaldıracaktı.
O halde Göksel Birlik/Teolojik Merkez
Türkiye stratejisi, dünyanın gözünü bir anda Türkiye'ye
çevireceği gibi her din ve itikattan milyonlarca insanın her yıl
Türkiye'ye akın etmesini sağlayacaktır. Bunun turizm
gelirlerinden öte Yumuşak Güç savaşlarında Türkiye'ye tarifi
mümkün olmayan bir avantaj kazandıracağı çok açıktır.
ONUR DİKMECİ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder