9 Eylül 2024 Pazartesi

ŞAİRLERİN TANRISINDAN PROMHETECİ BAŞ KALDIRIYA: KAOS DİZİSİNİN İNCELEMESİ

 

Kaos, Antik Yunan mitolojisine dayalı bir sistemin günümüzde modern toplum nezdinde yaşadığı durumda nasıl bir yaşantının ve sonucun ortaya çıkacağını mizahi tonla açıklamaya çalışmaktadır. Antik Yunan mitolojisindeki Tanrı kavramı dönemsel olarak farklılık göstermektedir. Örneğin Platon’un Tanrısı güzelliklerin ve iyiliklerin kaynağıdır ve bu sebeple Platon bazı anlatılarda Peygamber olarak bile ilan edilmiştir. Ancak Homeros ve Hesiedos’un ortaya koydukları Tanrı profilleri, Şairlerin Tanrısı anlatısını oluşturmaktadır. Onlara göre Tanrılar bir şekilde var olmuşlardır. Buradan aslında bu figürlerin ezeli olmadıklarını anlıyoruz. ‘Kaos’un sonrası Tanrısal düzendir ve Kaos öncesi bilinmemektedir. Tanrılar, antopomorfik özellikleriyle aynı insan görünüşünde varlıklardır. Buna göre insana ait benzer özellikleri yansıtmaları doğal olandır. Yerler, içerler, gezerler, insanlar arasında bulunurlar hatta bazen ahlaksızlık ederler. İşte bu özellik Kaos dizisinde gayet açık biçimde işlenmiştir.

Dizide Tanrıların Kralı Zeus, son derece narsist, keyfine ve düzenlediği partilere düşkün biri olarak tarif edilir. Olymposçu bu Tanrı Krallığında, insanlar, Tanrıların umurlarında bile değildir, öyle ki bazen zevk ve sefadan asli sorumluluklarını bile yerine getiremezler. Bu bir nevi acizliktir. Tanrı klanında cinsellik ve ensest doğal olandır ve bu öğreti başta mısır olmak üzere antik toplumlarda görülmüştür. Örneğin Mısır Kralı olan Firavunlar kimi zaman kız kardeşleriyle nikah yapmışlardır. Bugün sapkınlık olarak addedilen bu davranışın temel sebebi yönetimin tanrısal bir erkle seçilmiş soya verilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu soy, normal insanlarla nesillerini devam ettirmek yerine aynı gene sahip aile bireyleriyle üremeyi tercih ettirmektedirler. Günümüzde bazı ezoterik gruplar bu davranışı tekrarlamaktadır.

Antik Yunan’da en önemli dini kaidelerden beri yazgıdır ve herkes yazgıya boyun eğmek zorundadır. Buradaki herkes vurgusunun içerisinde tanrılarda bulunmaktadır. Yani Tanrılar yazgıdan kaçamazlar. Zaten bu durum yapımda güzel bir biçimde işlenmiştir:

‘’Bir çizgi belirir

  Düzen zayıflar

  Aile devrilir

  Kaos başlar’’

Yazgı ve kehanet kavramları asırlar boyunca tarihte karşımıza çıkmıştır. Örneğin Lidya Kralı Kroses bile Pers Kralı Kiros’a stratejik bir zorunluluktan ziyade kehanete dayanarak savaş açmıştır. İbrani mitlerinin en temelinde ise yine kehanetler bulunur. İbraniler bu sebeple kendilerini kehanetten kurtaran Kiros’u, Yahudi olmamasına rağmen Mesih olarak kabul etmişlerdi. Yahudiler günümüzde kehanetlere dayanarak Armagedon’a hazırlanmaktadır ve İncil kehanetlerinden beslenen Evanjelisler ise bu çabayı desteklemektedir. Türkiye’de son dönemde İbnül Arabi ve Müştak Baba kehanetleri çalışmalarıyla ilgili eğitimlerin yanı sıra danışmanlık hizmetleri verilmeye başlandı. Arkaik insandan günümüz yaşantısına inançlar, kültürler bir biçimde kehanet kavramıyla içli dışlı olmuştur ve kehanetler dinler kadar güçlüdür.

Yeniden diziye döndüğümüzde, Aile en tepedeki tanrısal eliti anlatır. Bu kehanete göre Zeus’un krallığı devrilecektir ve bunu engellemenin tek yolu kehanetlerin boşa çıkabileceğini göstermektir. Bunun için bir devlet başkanının kehanetine direnmesi telkin edilir. Çünkü insan bile kehanetinden kaçabiliyorsa, bu kaçış tanrılar için de mümkün olacaktır.

Kaos’ta çizilen sistemde tanrılar insanlarla iç içe yaşayabilirler ve istedikleri zaman onların aralarına karışarak yönlendirir ve iletişim kurarlar. Aslında burada ciddi bir teorinin izlerini görmekteyiz. Eğer Hıristiyanlık yayılmasıydı ve mitoloji ya da Antik Yunan dini bugün ki bazı toplumlarda ana inanç kümesini oluştursaydı nasıl bir yaşantı ortaya çıkabilirdi? Ateist argüman bu teoriyi yıllarca işledi ve özellikle Türkiye’nin bazı zihinsel atılımları yapamamasının sebebi olarak mensubu olduğu din gösterildi. Bu argümana hiçbir zaman katılmadım ve Türk toplumunun genel olarak Müslüman olmaması durumunda Hindistan benzeri bir yapıda olabileceğini öne sürdüm. Dizi aslında bu karşı argümanımı Hıristiyan toplumu için uyarlamış. Çünkü semavi dine mensup olmayan toplum gayet dindar bir yaşantı sürmektedir. Bu dinin inkarcıları azınlıkta olmakla birlikte, devlet merasimleri bile yoğun dini sembol ve törenler eşliğinde gerçekleştirilmektedir. Tanrı adına dikilen anıtlar ve tapınaklar olduğu gibi kendilerini Tanrıça Hera’ya adayan rahibeler dilsiz bir yaşantıyı tercih ederler. Yani onlar sır saklayan birer dinleyicidirler ve dillerinden vaz geçerler. Yönetim yapısından, sosyal ilişkilere bu denli dini hissettiren bir ayrıntı paganizmin hiçte seküler olmayacağını gösterir. Bu durum bir teoridir ancak gerçekten dinlerin baskınlıkları mukayese edildiğinde antik dönemdeki inançların hiçte insanlara ve topluma karışmayan tarafları yoktur.

Kaos’ta yer alan vurucu detaylardan biri ise öldükten sonra ne olacağı hakkındaki öğretidir. İnsanlar tanrılara layık bir yaşantı sürerek öldüklerinde, varisleri ağızlarına sikke yerleştirerek gömer ve diğer boyuta geçen insanlar ‘Çerçeve’ adlı bir yapıdan geçerler. Çerçeve, semavi dinlerdeki sırat ya da son kapı olarak düşünülebilir. Böylelikle insan yenilenmiş olur yani ruhu dünyaya bir kez daha gönderilecektir. Reenkarnasyon inancı günümüzde yaşanmaya devam etmektedir. Ancak bu ayrıntıda aslında insanlar büyük bir tezgahın içerisine düşürülmüşlerdir. Çünkü yenilenme diye bir şey yoktur ve ruhları sıvılaştırılarak Tanrı gıdası olarak kullanılmaktadır. Aslında insanlar bir illüzyona sevk edilmişlerdir. Onlar ibadet ve daha çok Tanrılara layık olabilmekle kendilerini oyalarlar ve karşılığında ise yalnızca hiçliğe sahip olacaklardır. Bu anlamıyla semavi dinlere kuvvetli bir gönderme yapılmaktadır.

İnsanlar iyi birer kul olmaya çalışırlar. Hatta ahlakın kaynağı çoğu felsefi yaklaşımda din ya da Tanrı’dır. Ahlak insanlar tarafından icat edilmez, Tanrı bu kavramı yaratmış ve insanlara öğretmiştir. Gerisi insanın özgür iradesine kalmıştır. Bu durumda ahlaklı olmak bile oldukça önemli bir anlam ifade eder çünkü Tanrısaldır. İyi ve ahlaklı insan sonsuz cennetle mükafatlandırılacaktır. Kutsal kitaplar, peygamberler, mucizeler, azizler-veliler, kerametler, tarikatlar ve cemaatlerle bezeli bir dinin pek çok kuralı ve anlatısı vardır ve insan bu dünyayı geçici bir bekleme salonu olarak kabul ettiği takdirde kurtuluşa erecektir. Kurtuluş yalnızca kutsal kitap ve peygamberle değil mürşid ve uygulamalarının da dahiliyetinden müteşekkil bir inançla sağlanabilir. İyi de ya her şey bir algıdan ibaretse?

Ateistlerin ve deistlerin savunduğu görüşlerin başında zaten öldükten sonra bir yaşamın olmadığı gelmektedir. Bu savunu semavi dinlere mensup bazı kişiler tarafından bile kimi zaman akılda tutulmaktadır. İnsanlar, ibadetlerle, ritüellerle, yapay kavramlarla oyalanıyor olabilirler mi? Öldükten sonra yaşam yoksa ya da ilahi güç sözünden bir şekilde vaz geçtiyse? Tabii ki bu sorular yıllardır tartışılıyor ve herkesi bağlayıcı bir cevap verilemiyor. Çünkü tecrübe etmediğimiz bir şeyi kesin olarak bilemeyiz ancak imani olarak kabul ederiz. Bu ayrıntının, mitoloji teması içerisine yedirilerek dizide sunulması bu konuların felsefede yeniden tartışılmasını getirmektedir.

Neredeyse olağanüstü efekte dayalı hiçbir sahnenin yer almadığı yapımda izleyiciler insan görünümlü ve davranışlı ‘’Tanrılarla’’ çok kolay biçimde ilişki kurabilmektedirler.

Zeus’un varoluşsal sancıları, varlık hakkındaki sorgulamaların tanrılar nezdinde de geçerli olduğunu gösterir. Hem ‘öbür dünyadan’ hem de fiziki dünyadan başkaldırıların gözükmesiyle yerleşik dini protesto eden koşullara gidilecektir. Üstelik bu koşullar Zeus’a yakın kişilerce (Medusa gibi) de desteklenmektedir.

Özellikle Yunan kültürüne kaynaklık eden ya da beslenen Ortadoğu coğrafyasında oluşan devletlerde inşa edilen Tanrı figürü, devletlerin sivil din anlayışlarına göre Zeusvari bir perspektifte güçlü, daha da güçlü, en güçlü olarak anıldı. Tarihsel mitlerdeki akıl ve aydınlanmacı Promethe dışlandı. Devletler haklı ya da bilgili olmaya değil daha güçlü olmaya gayret ettiler ve feodal yapılarda bu özelliğe sahip olarak biçimlendiler. Ancak dizide Promethe zincirlerinden kurtulmuş ve Zeus’un tahtına oturmuştur. Dünya’da bir süredir estirilen bilim ve teknolojinin her şeye meydan okuduğu sorgulayıcı düzende, artık güncel yerleşik inançların sarsılacağı ya da sarsılmak isteneceğinin mesajı verilmiş olunabilir mi? Gençleri kapsayan inanç anketlerinin yayınlanmaları ve durumun semavi inançlar nezdinde hiçte iç açıcı bir mahiyette bulunmaması bir yönüyle kurgusal bir algı da olsa geleneksel dönüşüyor ve inançların içerisinden yeni inançlar türemeye devam ediyor.

 

 

 

 

 

 

YEDİNCİ SEZONU BEKLERKEN: BLACK MIRROR VE ALTINCI SEZON KRİTİĞİ

  Black Mirror’un izleyiciyi etkilemesinde rol oynayan temel nedenlerin başında hipere kaçmayan teknolojik ilerlemenin gündelik yaşantıya uy...