Kaos, Antik Yunan
mitolojisine dayalı bir sistemin günümüzde modern toplum nezdinde yaşadığı
durumda nasıl bir yaşantının ve sonucun ortaya çıkacağını mizahi tonla
açıklamaya çalışmaktadır. Antik Yunan mitolojisindeki Tanrı kavramı dönemsel
olarak farklılık göstermektedir. Örneğin Platon’un Tanrısı güzelliklerin ve
iyiliklerin kaynağıdır ve bu sebeple Platon bazı anlatılarda Peygamber olarak
bile ilan edilmiştir. Ancak Homeros ve Hesiedos’un ortaya koydukları Tanrı
profilleri, Şairlerin Tanrısı anlatısını oluşturmaktadır. Onlara göre Tanrılar
bir şekilde var olmuşlardır. Buradan aslında bu figürlerin ezeli olmadıklarını
anlıyoruz. ‘Kaos’un sonrası Tanrısal düzendir ve Kaos öncesi bilinmemektedir.
Tanrılar, antopomorfik özellikleriyle aynı insan görünüşünde varlıklardır. Buna
göre insana ait benzer özellikleri yansıtmaları doğal olandır. Yerler, içerler,
gezerler, insanlar arasında bulunurlar hatta bazen ahlaksızlık ederler. İşte bu
özellik Kaos dizisinde gayet açık biçimde işlenmiştir.
Dizide Tanrıların Kralı
Zeus, son derece narsist, keyfine ve düzenlediği partilere düşkün biri olarak
tarif edilir. Olymposçu bu Tanrı Krallığında, insanlar, Tanrıların umurlarında
bile değildir, öyle ki bazen zevk ve sefadan asli sorumluluklarını bile yerine
getiremezler. Bu bir nevi acizliktir. Tanrı klanında cinsellik ve ensest doğal
olandır ve bu öğreti başta mısır olmak üzere antik toplumlarda görülmüştür.
Örneğin Mısır Kralı olan Firavunlar kimi zaman kız kardeşleriyle nikah
yapmışlardır. Bugün sapkınlık olarak addedilen bu davranışın temel sebebi
yönetimin tanrısal bir erkle seçilmiş soya verilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu
soy, normal insanlarla nesillerini devam ettirmek yerine aynı gene sahip aile
bireyleriyle üremeyi tercih ettirmektedirler. Günümüzde bazı ezoterik gruplar
bu davranışı tekrarlamaktadır.
Antik Yunan’da en önemli
dini kaidelerden beri yazgıdır ve herkes yazgıya boyun eğmek zorundadır.
Buradaki herkes vurgusunun içerisinde tanrılarda bulunmaktadır. Yani Tanrılar
yazgıdan kaçamazlar. Zaten bu durum yapımda güzel bir biçimde işlenmiştir:
‘’Bir çizgi belirir
Düzen zayıflar
Aile devrilir
Kaos başlar’’
Yazgı ve kehanet
kavramları asırlar boyunca tarihte karşımıza çıkmıştır. Örneğin Lidya Kralı
Kroses bile Pers Kralı Kiros’a stratejik bir zorunluluktan ziyade kehanete
dayanarak savaş açmıştır. İbrani mitlerinin en temelinde ise yine kehanetler
bulunur. İbraniler bu sebeple kendilerini kehanetten kurtaran Kiros’u, Yahudi
olmamasına rağmen Mesih olarak kabul etmişlerdi. Yahudiler günümüzde
kehanetlere dayanarak Armagedon’a hazırlanmaktadır ve İncil kehanetlerinden
beslenen Evanjelisler ise bu çabayı desteklemektedir. Türkiye’de son dönemde
İbnül Arabi ve Müştak Baba kehanetleri çalışmalarıyla ilgili eğitimlerin yanı
sıra danışmanlık hizmetleri verilmeye başlandı. Arkaik insandan günümüz
yaşantısına inançlar, kültürler bir biçimde kehanet kavramıyla içli dışlı
olmuştur ve kehanetler dinler kadar güçlüdür.
Yeniden diziye
döndüğümüzde, Aile en tepedeki tanrısal eliti anlatır. Bu kehanete göre Zeus’un
krallığı devrilecektir ve bunu engellemenin tek yolu kehanetlerin boşa
çıkabileceğini göstermektir. Bunun için bir devlet başkanının kehanetine
direnmesi telkin edilir. Çünkü insan bile kehanetinden kaçabiliyorsa, bu kaçış
tanrılar için de mümkün olacaktır.
Kaos’ta çizilen sistemde
tanrılar insanlarla iç içe yaşayabilirler ve istedikleri zaman onların
aralarına karışarak yönlendirir ve iletişim kurarlar. Aslında burada ciddi bir
teorinin izlerini görmekteyiz. Eğer Hıristiyanlık yayılmasıydı ve mitoloji ya da
Antik Yunan dini bugün ki bazı toplumlarda ana inanç kümesini oluştursaydı
nasıl bir yaşantı ortaya çıkabilirdi? Ateist argüman bu teoriyi yıllarca işledi
ve özellikle Türkiye’nin bazı zihinsel atılımları yapamamasının sebebi olarak
mensubu olduğu din gösterildi. Bu argümana hiçbir zaman katılmadım ve Türk
toplumunun genel olarak Müslüman olmaması durumunda Hindistan benzeri bir
yapıda olabileceğini öne sürdüm. Dizi aslında bu karşı argümanımı Hıristiyan
toplumu için uyarlamış. Çünkü semavi dine mensup olmayan toplum gayet dindar
bir yaşantı sürmektedir. Bu dinin inkarcıları azınlıkta olmakla birlikte,
devlet merasimleri bile yoğun dini sembol ve törenler eşliğinde
gerçekleştirilmektedir. Tanrı adına dikilen anıtlar ve tapınaklar olduğu gibi
kendilerini Tanrıça Hera’ya adayan rahibeler dilsiz bir yaşantıyı tercih
ederler. Yani onlar sır saklayan birer dinleyicidirler ve dillerinden vaz
geçerler. Yönetim yapısından, sosyal ilişkilere bu denli dini hissettiren bir
ayrıntı paganizmin hiçte seküler olmayacağını gösterir. Bu durum bir teoridir
ancak gerçekten dinlerin baskınlıkları mukayese edildiğinde antik dönemdeki
inançların hiçte insanlara ve topluma karışmayan tarafları yoktur.
Kaos’ta yer alan vurucu
detaylardan biri ise öldükten sonra ne olacağı hakkındaki öğretidir. İnsanlar
tanrılara layık bir yaşantı sürerek öldüklerinde, varisleri ağızlarına sikke
yerleştirerek gömer ve diğer boyuta geçen insanlar ‘Çerçeve’ adlı bir yapıdan
geçerler. Çerçeve, semavi dinlerdeki sırat ya da son kapı olarak düşünülebilir.
Böylelikle insan yenilenmiş olur yani ruhu dünyaya bir kez daha
gönderilecektir. Reenkarnasyon inancı günümüzde yaşanmaya devam etmektedir.
Ancak bu ayrıntıda aslında insanlar büyük bir tezgahın içerisine
düşürülmüşlerdir. Çünkü yenilenme diye bir şey yoktur ve ruhları
sıvılaştırılarak Tanrı gıdası olarak kullanılmaktadır. Aslında insanlar bir
illüzyona sevk edilmişlerdir. Onlar ibadet ve daha çok Tanrılara layık
olabilmekle kendilerini oyalarlar ve karşılığında ise yalnızca hiçliğe sahip
olacaklardır. Bu anlamıyla semavi dinlere kuvvetli bir gönderme yapılmaktadır.
İnsanlar iyi birer kul
olmaya çalışırlar. Hatta ahlakın kaynağı çoğu felsefi yaklaşımda din ya da
Tanrı’dır. Ahlak insanlar tarafından icat edilmez, Tanrı bu kavramı yaratmış ve
insanlara öğretmiştir. Gerisi insanın özgür iradesine kalmıştır. Bu durumda ahlaklı
olmak bile oldukça önemli bir anlam ifade eder çünkü Tanrısaldır. İyi ve
ahlaklı insan sonsuz cennetle mükafatlandırılacaktır. Kutsal kitaplar,
peygamberler, mucizeler, azizler-veliler, kerametler, tarikatlar ve cemaatlerle
bezeli bir dinin pek çok kuralı ve anlatısı vardır ve insan bu dünyayı geçici
bir bekleme salonu olarak kabul ettiği takdirde kurtuluşa erecektir. Kurtuluş
yalnızca kutsal kitap ve peygamberle değil mürşid ve uygulamalarının da
dahiliyetinden müteşekkil bir inançla sağlanabilir. İyi de ya her şey bir
algıdan ibaretse?
Ateistlerin ve deistlerin
savunduğu görüşlerin başında zaten öldükten sonra bir yaşamın olmadığı
gelmektedir. Bu savunu semavi dinlere mensup bazı kişiler tarafından bile kimi
zaman akılda tutulmaktadır. İnsanlar, ibadetlerle, ritüellerle, yapay kavramlarla
oyalanıyor olabilirler mi? Öldükten sonra yaşam yoksa ya da ilahi güç sözünden
bir şekilde vaz geçtiyse? Tabii ki bu sorular yıllardır tartışılıyor ve herkesi
bağlayıcı bir cevap verilemiyor. Çünkü tecrübe etmediğimiz bir şeyi kesin
olarak bilemeyiz ancak imani olarak kabul ederiz. Bu ayrıntının, mitoloji
teması içerisine yedirilerek dizide sunulması bu konuların felsefede yeniden
tartışılmasını getirmektedir.
Neredeyse olağanüstü
efekte dayalı hiçbir sahnenin yer almadığı yapımda izleyiciler insan görünümlü
ve davranışlı ‘’Tanrılarla’’ çok kolay biçimde ilişki kurabilmektedirler.
Zeus’un varoluşsal
sancıları, varlık hakkındaki sorgulamaların tanrılar nezdinde de geçerli
olduğunu gösterir. Hem ‘öbür dünyadan’ hem de fiziki dünyadan başkaldırıların
gözükmesiyle yerleşik dini protesto eden koşullara gidilecektir. Üstelik bu
koşullar Zeus’a yakın kişilerce (Medusa gibi) de desteklenmektedir.
Özellikle Yunan kültürüne
kaynaklık eden ya da beslenen Ortadoğu coğrafyasında oluşan devletlerde inşa
edilen Tanrı figürü, devletlerin sivil din anlayışlarına göre Zeusvari bir
perspektifte güçlü, daha da güçlü, en güçlü olarak anıldı. Tarihsel mitlerdeki
akıl ve aydınlanmacı Promethe dışlandı. Devletler haklı ya da bilgili olmaya
değil daha güçlü olmaya gayret ettiler ve feodal yapılarda bu özelliğe sahip
olarak biçimlendiler. Ancak dizide Promethe zincirlerinden kurtulmuş ve Zeus’un
tahtına oturmuştur. Dünya’da bir süredir estirilen bilim ve teknolojinin her
şeye meydan okuduğu sorgulayıcı düzende, artık güncel yerleşik inançların
sarsılacağı ya da sarsılmak isteneceğinin mesajı verilmiş olunabilir mi?
Gençleri kapsayan inanç anketlerinin yayınlanmaları ve durumun semavi inançlar
nezdinde hiçte iç açıcı bir mahiyette bulunmaması bir yönüyle kurgusal bir algı
da olsa geleneksel dönüşüyor ve inançların içerisinden yeni inançlar türemeye
devam ediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder